NEDEN YETER DİYEMİYORUZ

Türk milletinin bir ferdi olarak soruyorum :
Neden yeter diyemiyoruz?
Müge Gülses
Gazetevatanemek – 16 Ocak 2014
mugegulses@yahoo.com.tr

Vicdanlarımızı sızlatan,uykularımızı kaçırtan günlerden geçiyoruz.
Sorunlar yumağımız çok karmaşık olduğundan nereden tutacağımızı şaşırmamız çok doğal.
Ama yalın ve samimi düşünceleri zemin alırsak daha kolay ilerleriz diye düşünüyorum.
Bu bağlamda düşüncelerimi iletmek istiyorum.

1-Şartlar ne olursa olsun, evrensel değerlere inanan ve uygulayan bireyler olmalıyız.
İnsani değerler= insan hakları, hukukun üstünlüğü, etik kurallar
Ezberlerimizde olan bu bilgi çok kolay gibi görünse de günlük yaşam koşullarında uygulanması hiç
kolay değildir.
Örn. kuyruklarda ,araçlarda v.b. diğer insanların haklarına saygı gösterme yönünde davranmak.
Kendi aleyhimize olacak durumlarda sessiz kalmamak veya şartları kendimize yada yakınlarımız lehine
yontmamak gibi .
Ekip içinde kendi düşüncemize yakın (doğru olup olmadığını sorgulamadan) kişilere eğilimli ve dostça
davranırken diğerlerine de mesafeli veya düşmanca tutumda olmamak gibi…

2- Ezber bilgiler yetmemektedir. Uygulamalı tutumlara ağırlık vermek gerekir.

  • Bilgi sahibi olmak, hafızanın parçasıdır. Ezber bilgiler donma ve kalıplaşma riski içerir. Bu risk
    devamlı sorgulama ile aşılabilinir.
  • Bilmek ise varlığın parçasıdır, içselleşmiş ve tutuma dönüşmüştür bu da uygulama ile olur.
    Siyaset kurumunu bu bağlamda sorgularsak şunları söyleyebiliriz.;
    1946 çok partili rejimden bu yana paranın egemenliği vardır.
    Siyaset, para aracılığı ile gurupların, siyasi gücü elde etmek için yaptığı örgütlenmedir.
    Arzulanan güç ise oyların devşirilmesi ile belli çıkarlar karşısında elde edilir.
    Milletvekilliği, belediye başkanlıkları, il meclis üyelikleri hep belli gurupların gücü elde etmek için
    verdikleri araçlar-makamlardır.
    Yani bütüncül, halk menfaatleri hiç düşünülmez.
    Halk da kendine düşeni yapıp siyasi partilerde görev alıp uygulamaya geçemediğinden siyasi iradesini
    oluşturamaz.

Bilgisine ve kişiliğine güven duyduğumuz nice değerli insanın kararlılık göstererek toplumun önünde
yer alması gerçekleşememiştir.
Görev TÜRK MİLLETİNİNDİR.
Kimse kimseyi zorla değiştiremez, zorla birşey öğretemez.
İnsan ancak kendi isterse öğrenir ve kendini değiştirme ve geliştirme gayreti içinde olur.
“Görevi bizden beklenen güven düzeyinde gerçekleştirme sorumluluğu ve terbiyesine sahip olma”
tutumu ile siyasi irade oluşturmak üzere çalışmalıyız.
Türk Milleti olarak biz dayanışma içinde gerçek bir çalışma ve üretme içinde olursak istediğimiz
herşeyi başarabiliriz
Burada gördüğüm en büyük sorun; insanların birbirlerini konum ve birikim, tutumlarına göre
kafalarında sınıflandırmaları ve ona göre davranmalarıdır.
Bilgili ve deneyimli insanların çoğu kibirli ve dışlayıcı tutum içindedir ve belki de bunun farkında
değillerdir.
Sorgulanmaya kapalı olmaları veya umursamaz davranmaları insan ilişkilerinde dayanışmayı
zayıflatmaktadır.
Halbuki millet olarak bizim birbirimize ihtiyacımız olduğunu bilerek “sevgi tutumu” içinde (Karl Marks
sevginin, bencillikle tek kişi ve obje üzerine değil tüm evreni içine alan bir tutumu içermesi gerektiğini
savlar) dayanışmacı bir siyasi örgütlülük içinde olmamız gerekir.
Menfaatler üzerinden oluşan emperyal kültür alışkanlığının herbirimizi de teslim aldığı
görülmektedir.
Rüşvet değildir diye selam alınıp verilemeyen yozlaşmış şehir kültürü insanları kendilerine
yabancılaştırırken birbirine de yabancılaştırmış ve birlikte hareket edebilme ihtimalini zayıflatarak
insani ve milli refleksleri ortadan kaldırmış, tüketim ve zevk odaklı robotlara dönüştürmüştür.
Bu robotlar ancak komutlarla ve kendilerine uzatılan havuçlarla harekete geçebilir.
Bu kitle sadece AKP ye oy verenleri değil ama genel olarak tüm toplumu kapsamaktadır diye
düşünüyorum.
Dolayısı ile sadece düşman veya karşıt bellediklerimizi suçlamak adil değildir.
Kendimizi düzeltmeden, sorgulamadan gereğini yapmadan kendi dışımızdakileri suçlamak,
aşağılamak, dışlamak insani ilkelere aykırıdır.
Tam da zor olanı seçerken adil olabilmek ama kendi adımıza değil tüm toplum adına adil olabilmek
gerçekten çok yüksek gelişmişlik ister.
Bilgi toplumu değilseniz bu çok zordur.
Ve Cumhuriyeti savunanlar yada savunduğunu söyleyenlerin çoğu kendi gelişmişliklerini sorgulayıp
ilerleme gayreti içinde olmak yerine kolayı seçmiş, birbirine dayatmacı, birbirinden faydalanmacı ve
gününü gün etme tutumu içinde olmuşlardır.
Bu tutum doğal olarak yaşamın her alanında olurken siyaset alanında da geniş bir şekilde uygulanmış
ve uygulanmaktadır.
Amacımız, tüm toplumun iyiliğini düşünebilecek kendi şablonlarını da sorgulayabilme cesaret ve
iyiniyetini taşıyan insanların birlikteliği ile oluşacak halkın iktidarını oluşturmaya yönelik bir siyasi
örgütlülüğü gerçekleştirmek olmalıdır.
Bu tutumun şu anda hiç bir partinin başarma amacı olduğunu düşünmüyorum.
Her parti en iyi ben bilirim diyor.
Siyasi erki “ne olursa olsun elde etmek” tutumu yanlışlara katkı yapmak değilmidir?
Önce inşa edeceğimiz doğruları; nasıl, neden, niçin, nereye, ne kadar gibi sorulara cevap verecek
şekilde, bağımsız ve toplumsal eşitlik düzlemindeki ortaklaştığımız değerler bağlamında tasarlayıp
birlikte ortaya koymamız gerekmiyor mu?
Türk halkı ordan burdan çekiştirilmekten bıkmadı mı?
Kendi iradesini koymak üzere neden insiyatif alma konusunda geri duruyor?
Halbuki kendi kaderimizi tayin hakkına sahibiz.
Bütün mesele; evrensel ilkelerle bağımsız özgür düşünceyi bilim zemininde ortaklaşmayı
gerçekleştirebilmemizdir.
Türk kimliği ve şuuru yokedilirken kendimizi sorgulamalıyız!
Kendimizi haksızlığa uğramış hissediyorsak karşı çıkmalıyız!
Kendimizi Türk Milleti olarak görüyor ve tüm bize dayatılanlara karşı vicdanımız sızlıyorsa, halkın
egemenliğini oluşturmak üzere tüm vatanseverleri şucu bucu yaftalaması tuzağına düşmeden,
emperyalizme karşı birleştirecek seçeneği yaratabilmeliyiz diye düşünüyorum.
Bunu başarmanın yolu; tüm partilerin ideolojik sorgulanamazlıklarını aşan bilimsel tutum gereği olan
özgür akıl-bağımsız düşünce şemsiyesi ile bilim zemininde siyasi örgütlülüktür.
Sorunlarımıza rasyonel, akılcı tutumla çözüm bulunabilir.
Akılları teslim almış sorgulanması önlenen ideolojik tutumlar büyük birlikteliği önlemektedir.
Mustafa Kemal’in nihai hedefi ideolojik bağımsızlıktı.
“Milletin gücü vicdani imanıdır. Hükümetini de ordusunu da var eder.”
Mustafa Kemal Atatürk
1922 – Afyon Karargahı Konuşmasından
Gazete Vatan Emek
Twitter: @GazeteVatanEmek
Facebook: https://www.facebook.com/Gazetevatanemek
AYDINLIK BİR GELECEK, çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras…

http://www.gazetevatanemek.com/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.