Eğitim - Raşit POR

Yazdır

 

TBMM’de 30 Mart 2012 tarihinde kabul edilmiş ve 11 Nisan 2012 tarihinde 28621 sayılı Resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan yeni eğitim yasasıyla, temel ve genel eğitim ve öğretimin dinileştirilmesinin önü açılmıştır. Görüldüğü kadarıyla Cemaat, tarikatlar ve AKP; karşılıklı mücadele yerine kazanılmış konumlarını koruyarak uzlaşı içinde faaliyetlerine devam edecekler. Çünkü yakın gelecekte Cemaat ve diğer tarikatların,  Devlet ve toplum içinde elde ettikleri konum ve etkinliklere ilave olarak, Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim yapısı içine, doğrudan girebilecekleri yeni bir ortam yaratılmıştır. Geçmişte sadece kuran kursları ve kendi açtıkları özel eğitim kurumları ile toplum içinde yer alan cemaat ve tarikatlar, bundan sonra tüm eğitim kurumlarında dini ders vermek üzere yasal olarak yer alabileceklerdir. Çünkü bugünkü eğitim sistemi içinde görev yapan öğretmenler, pozitif bilimi öğretme nosyonu dışında kalan dini eğitimi veremeyecekleri için görev, öğretmen formasyonu olmayan din adamlarına kalacaktır. Dolayısıyla bu din adamlarının bağlı olduğu cemaat veya tarikatlar, eğitim sistemini bir parçası haline gelecek ve her birinin etkinlik alanına göre belli mahalle, bölge, köy, yerleşim alanları belli din gurupları tarafından ele geçirilecek, okul öğretimini ötesinde sosyal hayatın her aşamasına müdahale edilecektir.

Oysa; Batı uygarlık tarihi, toplumların gelecek nesillerinin yetiştirilmesinde, eğitimin dini baskılardan kurtarılması için verilmiş mücadelelerle doludur ve günümüzde bir uzlaşı yaratılmış ve din adamı yetiştirmenin dışında dini eğitim, temel ve genel eğitimin kapsamı dışına çıkartılmıştır.

Bu konuda özellikle Fransa’da yaşanan gelişmelerin hatırlanmasında yarar var. Server Tanilli’nin “Din ve politika” adlı kitabına da bu konudaki gelişmeler ayrıntılı bir şekilde ortaya konmuştur. Server Tanili’nin kitabındaki ifadesiyle;

Savaş , 1879 Mart’ında, bir  yasa tasarısıyla başlar: Jules Ferry, tasarısında, üniversite sınav jürilerinde rahiplerle laikler bir araya getiren karmayı ortadan kaldırmayı önermektedir. Tasarının 7. maddesi, izin verilmemiş tarikatların eğitime sızmasını da yasaklamaktadır. (sayfa 26)

 Mart 1882’ de çıkartılan yasa ile proğramların laik olması ve ilkokul eğitimin zorunlu ve parasız hale getirilmesi kararlaştırılmıştır. (sayfa 27)

Sonunda laikleşmenin mantığı, 7 Temmuz 1904 tarihli yasaya vardı; yasanın birinci maddesinde şöyle diyordu:  “Her dereceden ve her tür eğitim, tarikatlara yasaktır”.Anlamı ise, Ferdinant Buisson’un diliyle, özetle şu idi;Kişi haklarından vazgeçmiş ve bir dinsel iktidara bağlanmış olanların eğitim yapmak hakları yoktur. Özgür olmayan biri, özgür yurttaşlar yetiştiremez. Gençliği bu tür insanlardan korumak devletin görevidir. Manastır toplumu ile demokratik toplum, birbirine zıttır.” ( sayfa 30)

11 Aralık 1905 günü yayınlanan yasa, vicdan özgürlüğünü sağlamakta; özgür ibadeti güvenceye bağlamakta; ancak Cumhuriyet için, “ hiç bir dini, ne tanır, ne de paraca destekler” diyerek, tarafsızlığını açıkça ilan etmektedir.( sayfa 31 )

Batının, uygarlaşmanın bir sonucu olarak bizden çok önce elde ettiği bu durumu, Türkiye ancak büyük önder Mustafa Kemal’in  girişimiyle 1920’lerde yakalamıştır. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte ve hatta kurtuluşun en önemli aşamalarından birisi olan Sakarya Savaşı sırasında bile sürdürülen, eğitimin ilkelerinin belirlenmesi çalışmaları, çağdaşlaşmanın en önemli bölümünü oluşturmasına rağmen, tek başına yeterli görülmemiş ve çağdaşlaşmanın  bir yaşam biçimi olarak benimsenmesi için toplumsal kalkınma ve aydınlanmayı sağlayacak eğitim, sanat ve kültür ile sanayileşme girişimleri, Devlet politikası olarak benimsenip uygulanmıştır. Bu suretle Türkler, bir Halifenin yönettiği kendini öbür dünyaya, ahirete hazırlayan ve o amaç için yaşayan, kaderciliği benimsemiş  bir toplumdan, bu dünyayı yaşamak, doğayı ve doğa olaylarını anlamak ve daha iyisini elde etmek için arayış içine giren, mücadele eden, kadın erkek bir arada yaşamayı kabullenmiş  yeni bir topluma dönüşmüştür. Mustafa Kemal’in açmış olduğu bu aydınlanma yolunun doğru olduğu, kısa sürede Dünya’nın ekonomik krizlerle boğuştuğu dönemde bile elde edilen sosyal ve ekonomik başarılarla kanıtlanmıştır. Cumhuriyetimizin kuruluşundan günümüze baktığımızda, Dünyadaki diğer İslam ülkeleri ile aramızda sanayileşme ve toplumsal kalkınma açısından uçurumlar oluştuğunu görebiliriz. Bugün bazı konularda hala Batı ülkelerinin arkasında kaldıysak bunun nedenini geçmişimizdeki uzun karanlık dönemin kalıcı etkileri ve bize gösterilen akıl ve bilim yolundan zaman zaman saptığımız Atatürk’ün aydınlanma yolunu değiştirmeye çalıştığımız içindir.

Peki bugüne nasıl geldik? Türkiye Atatürk’ün çizdiği yoldan ayrılıp nasıl oldu da İslami bir Cumhuriyete doğru yol almaya başladı? Bu sorunun  cevabını ararken ; öncelikle silahlı mücadele ile elde ettiğimiz bağımsızlığımızı, bize fazla gören emperyalist batının, bölge politikaları ve bizim ulusal yönetimimizin yakın tarihini ve önemli gelişmeleri tekrar gözden geçirmeliyiz..

Atatürk’ün ölümünü takip eden dönemde İkinci Dünya Savaşı’nın galibi emperyalist ülkelerin baskıları sonucu dış politikamızda önemli değişiklikler olmuş ve “ bağımsız ve tarafsız” politikalardan vaz geçilerek, batı yanlısı politikalar, yine batı ve özellikle ABD yönlendirmesiyle sürdürülmüştür. Bu bağımlı dış politika aynı şekilde memleketin idaresinde de kendini göstermiş öncelikle eğitimden başlamak üzere ülke kalkınmasını, ulusal tercihlerin dışında, yabancı istek ve çıkarlarına göre yönetme devri başlamıştır.

Cumhuriyet döneminin eğitim ilkeleri aşama aşama terk edilmiş ve özellikle eğitim birliği yasasına rağmen dini eğitim,  temel ve genel eğitim paralelinde sürdürülmüştür. Bu arada  Dünya’ya örnek olarak gösterilebilecek niteliklere sahip olduğu Türkiye’de,  yetiştirdiği kuşaklarla doğrulanmış olan Köy Enstitüleri  uygulaması,  sonlandırılmıştır.

Özellikle 1980’lerden sonraki yakın dönemimizde farklı siyasi görüşlerdeki partilerin oluşturduğu koalisyon hükümetleri,  dışarıya bağımlı, yönlendirilmiş politikaları tek bir parti gibi aynı çerçevede sürdürmeye devam etmiştir.

Yeni Dünya Düzeni adıyla sürdürülen bu politikalar sonucu, Cumhuriyeti kuran yönetim ve devamında bu yönetimin ilkelerine bağlı siyasi iktidarlar tarafından ülkenin sınırlı kaynakları kullanılmak suretiyle uzun zaman dilimleri içinde yaratılmış olan sanayi kompleksleri, özelleştirme adıyla söndürülmüştür. Sanayileşmenin;  kalkınmanın ve toplumsal aydınlanmanın temeli olduğunu iyi kavramış olan Cumhuriyet kuşaklarının, bu çabaları durdurulduğu gibi yarattıkları varlıklar da yok edilmiştir. Sonuç olarak ekonomik birer kıymet olan Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar uzanmış bu kuruluşların söndürülmesi, yerleşim bölgelerinin aydınlanmasının da en önemli aracını yok etmiştir. Metin Aydoğan “ Türkiye Üzerine Notlar 1923-2005” adlı kitabında Cumhuriyet değerlerinin nasıl yok edildiğini ayrıntılarıyla  anlatmaktadır.

Eğitim sisteminde dış baskılarla uygulamaya konulan ve aydınlanma yerine toplumu islami bir rejime hazırlamaya yönelik bu girişimlerin paralelinde, zaten sınırlı olan Anadolu’ya yayılmış sanayi tesislerinin söndürülmesi, ülkemiz üzerinde oynanan, çok merkezli gibi görünen bu girişimlerin esasında tek merkezden iyi bir koordinasyonla yürütüldüğünü göstermektedir. Sonuç olarak emperyalist ülkeler; yakın gelecekte kendi çıkarlarına hizmet edecek tamamen dış kaynaklara bağlı, siyasal islamın tam etki alanına girmiş bir sömürge ülke yaratabilmek için önlerinde halen en büyük engel olarak gördükleri “Kemalizm’i” yok etmek için eğitimi dinileştirme ile  sanayisizleşmeyi ve bunların tamamlayıcısı olarak da Cumhuriyetin birinci öncelikle oluşturmaya çalıştığı “ulusal bilinci” yok etmeye yönelik, toplumu yanlı bilgilerle yönlendirecek  medyayı bir arada kontrol ederek yürütmeye çalışmaktadırlar. Ve bunları da yayınladıkları kitap ve raporlarda açıkca ifade etmekten de kaçınmamaktadırlar. Graham Fuller  “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” kitabında açıkca Kemalizm’in terk edilerek ılımlı islama yönelinmesini önerebilmektedir Aynı şekilde 2003 yılında AB ilerleme raporunda Ooslander, Kemalizm’in yok edilmesini, mevcut anayasadan çıkartılmasını ve yeni bir anayasa yapılmasını açıkça ifade etmektedir.

AKP iktidarıyla hız kazanan bu girişimlerin ve özellikle eğitim alanında başlatılan eğitim ve öğretimi dinileştirme girişimlerinin kısmen de olsa başarıya ulaşması halinde; halen toplumun çoğunluğu tarafından benimsenmiş olan laik eğitim sürdürülürken, aynı yer ve zamanda dini eğitim yapılması birbirine karşıt iki kuşak yetiştirilmesine neden olacaktır. Siyasetin en yetkili ağzından ifade edilen “dindar ve kindar” gençliğin giderek artması ve güçlenmesi, çocuk yaşlardan başlayarak gençlik arasında bir çatışma ortamı doğuracak, toplumsal olaylar artacak ve ülkemiz emperyalistlerin hedeflediği şekilde bölünme sürecine girecektir.Ve sonuç olarak emperyalizmi ve yerli işbirlikçilerini silahlı ve silahsız aydınlanma kalkınma mücadelesi  ile yenerek kurulan ve geliştirilen  Türkiye Cumhuriyeti, bölünüp parçalanırken,  doğal olarak  Kemalizm de sonlandırılacaktır.

Emperyalist ülkelerin Kemalizm’den bu kadar korkmalarının nedeni, onların mazlum ulusları daha kolay yönetmek için kullandıkları etnik ve dini bölünme ile ekonomik silahlarına  karşılık; akıl ve bilimi ön plana çıkartması, ülke  kalkınmasını ulusal kaynaklara dayandırması ve bağımsızlığın silahlı mücadele ile  kazanılabileceğini, yaparak Dünya’ya göstermesidir

Emperyalistlerin ülkemiz üzerinde oynadıkları bu oyunların bozulabilmesi için tek çıkar yol; tarihsel süreç içinde uygulanarak doğruluğu kanıtlanmış olan  “Kemalizm’e” sahip çıkmak, uygulamak ve ülkenin geleceği için öncelikle yeni nesle bu bilincin verilmesini sağlamaktır.

Ülkenin geleceği için eğitimin dinileştirilmesine ve memleketimizin giderek bir islami cumhuriyete dönüştürülmesine hayır !

 

Raşit POR

20 Eylül 2012

 

D U Y U R U L A R

BASIN AÇIKLAMALARI

 

E T K İ N L İ K L E R

B A S I N D A   B C P

 
Copyright © 2012 Bağımsız Cumhuriyet Partisi ---- Eğitim - Raşit POR. Site Tasarımı : Bilgivesevgi Web Tasarım Hizmetleri
Template Joomla 1.7 by Wordpress themes free