TÜRKİYE’NİN SURİYE AÇMAZI

Yazdır

TÜRKİYE’NİN SURİYE AÇMAZI VE SELEFİ-NUSAYRİ KISKACINDAKİ KANLI BİLMECE


Tamer ABUŞOĞLU
BCP MYK Üyesi

Çoğu zaman insanın yürüyeceği yolu aydınlatan, elinizdeki taşın bir başka taşa çarpmasıyla elde ettiğiniz birikmiş enerjidir.

Türkiye’de bu zamana kadar pek ehemmiyeti olmayan yada ciddiyetle karşılanmayan bu düşünce kuruluşlarının ürettikleri ‘’komplo teorisi’’ savıyla itibarsızlaştırılmaya çalışılmış, stratejistler ve siyaset bilimcileri ise onların aklı egemen kılan öngörülerinden faydalanma yolu tercih edeileceğine tam tersi bir şekilde dışlanarak adeta çarmıha gerilmişlerdir.

Vladimir İlyiç’in "Amprio Kristizm" adlı eserinde dile getirdiği diyalektik realite "Gelişme karşıtların savaşımıdır" gerçekliğidir.

Halbuki Batı dünyası, yakın, orta ve uzak vadeli plan ve projelerine bu kuruluşların siyasal öngürüsüyle şekil vermiş, düşünce ve doğrultu tutarlılığını ise düşünsel hipotezlerle ve savaş oyunlarının teori- pratik birlikteliğiyle çözümleme yolunu tercih etmiştir.

Son 12 yılda AKP’li iktidarın gelişen olaylarla ve hızla değişen bölge koşullarıyla ters orantılı bir şekilde kurmaya çalıştığı dış politika, çözüme yaklaşmak şöyle dursun, kendini içinde bulduğu her konuyu daha karmaşık bir hale getirmekte pek mahir davranış modelleri üretmiştir.

Dünyada bir benzeri bulunmayan bu politik duruş, dahili sınırlar içinde giderek otoriterleşen, hariçte ise yalnızlaşan bir Türkiye’nin habercisi olmuştur.

"Sıfır Sorun’’ politikası ‘’ Tümden Sorun’’ politikasına evrilirken, Türkiye bir düşman denizinin ortasındaki mankafalar adasına dönüşmüştür.

Meşruiyet sınırları zorlanmış, egemen devletlerle diyalog zemini terk edilerek, irili ufaklı piyon örgütlerle ittifak yolu tercih edilmiştir.

Emperyalist Batının kirli oyunlarına biat eden taşeron örgütler Türkiye üzerinden desteklenmiş, silah ve mühimmat yardımı başta olmak üzere, her türlü lojistik ve siyasal desteğin sevk ve dağıtımında Anadolu toprakları kullanılmıştır.

Irak’taki kaostan, Kuzey Afrika’da estirilen ‘’ Arap Baharı’’ rüzgarına, Suriye’deki mezhepsel boğazlaşmaya kadar uzanan bu kanlı süreç Türkiye’yi emperyal teröre hamilik yapan bir ülke konumuna ötelemiştir.

TÜRKİYE'NİN SINIR GÜVENLİĞİ KOMŞU ÜLKELERİN SINIR GÜVENLİĞİNDEN GEÇER

Giderek bir Amerikan peyki haline getirilen Türkiye, BOP'a ait planlar dairesinde bölgede iyice yalnızlaştırılacak ve Washington eksenli tuzaklara tam bağımlı bir hale boyun eğmek zorunda kalacaktı.

Nitekim bu çok uluslu planlar, bölgenin yeniden dizayn edilmesinde Türkiye'yi kendi ayağına sıkan bir ülke konumuna getirdi.

Türkiye'ye ait milli sınırların güvenliği komşu ülkelerin sınır güvenliğiyle doğrudan ilintilidir. Suriye'nin, Irak'ın ve İran'ın istikrarsızlaştırılması aslında Türkiye'nin istikrarsızlaştırılması demektir.

Kendi sınır güvenliğini sağlayamayan İran'ın, Irak'ın ve Suriye'nin Türkiye'ye faydası değil zararı olacaktır.

Bu ülkelerin yaşayacağı sınır zafiyetinin faturası Türkiye'ye çıkacak ve Türkiye kendi sınırları için tehdit içeren daha geniş bir bölgeyi kontrol altında tutmak zorunda kalacaktı.

Nitekim öyle oldu. Irak'ın Kuzeyi'nde ABD-İsrail desteğiyle kurulan Kürt Devleti, ABD'nin bölgeyi kontrol edeceği yeni bir karakol devleti haline getirildi. Barzani kontrolündeki düşük frekanslı bu ikinci İsrail yapılanması, Barzani ailesinin Yahudi geçmişiyle de giderek özdeşleşmektedir.

Füze kalkanı projesiyle İran'ı karşısına alan Türkiye, Irak'tan sonra adeta kendine 2. bir cephe açarak, sorun yaşadığı komşu ülke sayısını arttırıyordu.

Türkiye'nin kendi içinde yaşadığı tutarsızlığı komşularıyla ve terörle mücadelesinde de birincil hale getirmesi İran'ı yeni manevralara zorladı.

Devrim Muhafızları'nın PEJAK'a yönelik operasyonlarına, Kandil'i vuran İran jetleri de dahil olurken, zaman zaman PEJAK'la gizli anlaşmalar yapılması da seçenekler arasına sıkıştırılıyordu.

SÜNNİ HİLALİ'NE KARŞI Şİİ HATTI

Tahran'la ve özellikle Bağdat'la ciddi sorunlar yaşayan Türkiye, kendi topraklarını parçalanmaya hazır hale getiriyordu. Sorunlu başkentlere Şam'ın da eklenmesiyle ortaya çıkan tam teşekküllü bir gerçeklik bölgeye egemen oluyordu.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar'a ihale edilen Sünni Hilali'nin tam ortasından geçen Şii hattı. Amerika BOP'u hayata geçirebilmek için Sünni kartını açıyor, İslam'ın en ölümcül handikabı olan mezhep savaşlarının tozu ve dumanı içinden kendine bir yol açıyordu.

Nitekim Şiileri bir türlü kontrol altına alamayan ABD, Sünnileri kullanarak bölgeye şekil vermeye çalışacaktı. Bu şeytan oyunu vasıtasıyla ABD'nin Türkiye'yi sorunlu hale getirdiği üç ayrı başkente bakmayı deneyelim.

Türkiye aklı egemen kılan bir bölge politikası yerine mezhepçiliğin derin çukuruna düşürülmüştür.

Tahran, Bağdat, Şam üçü de Şii'dir. Amerika'nın gladyoluğuna soyunan Ankara ise Sünnici politikaların kıskacındadır. ABD'nin Türkiye ile düşman hale getirdiği İran, Irak ve Suriye'ye karşı AKP eliyle müttefik ettiği ülkeler ise Suudi Arabistan ve Katar'dır.

Aynı Amerika Suudi destekli El-Kaide'yle Afganistan'da savaşırken, Suriye'de ise ittifak halindedir. Bu durum Ortadoğu'daki yanar dönerliğin paradoksallığından öte bir durum değildir.

Bugünkü konjonktürel konum itibariyle Şiiler Devrimci ve Anti-Emperyalisttir. Ancak Sünniler İşbirlikçidir ve Emperyalizmin kontrolündedir. Dolayısıyla akan Müslüman kanından birinci derecede sorumludurlar.

SURİYE CEPHESİ KÜRDİSTAN'I GENİŞLETME OPERASYONUDUR

Recep Tayyip Erdoğan'ın Amerika'da CIA'e ait alt birimlerdeki planyalarda yontularak Türkiye siyasetine monte edilmesi de AKP'nin kurulması da eş zamanlı emperyalist bir projedir.

Bu projenin diğer sac ayağı ise ırkçı-kürtçülüğün legal kanalları kullanmasını sağlamak amacıyla kurdurtulan HEP,DEP,HADEP,DEHAP,DTP ve BDP'dir.

Ortadoğu'yu yeniden düzenleyecek bu çullanışın en büyük hedefi Türkiye, sonucu ise dört parçanın birleştirilmesiyle kurulacak olan büyük kürdistandır.

Amaç terörü lokalize etmek yerine kargaşayı ve belirsizliği bütün bölgeye yaymak ve  yaratılacak kaostan faydalanarak büyük kürdistanın hakkına düşecek yeni toprakları kopartmaktır.

Sonuçta Türkiye'nin ihanet derecesindeki Suriye politikasından rojova denilen bir bölge yaratılmıştır. Kuzey Suriye'de batı kürdistan inşa edilmiş Türkiye Şam'daki devletle değil Suriye kürdistanıyla komşu olmuştur.

Halbuki Suriye'nin toprak bütünlüğü ve egemenliği ihlal edilmeseydi, Türkiye önümüzdeki yıllarda başını daha fazla ağrıtacak yeni bir sorunlar yumağıyla karşılaşmayacaktı.

Ancak yeni bir Amerikan projesine angaje olan Türkiye, Suriye'ye terör ihraç ederek her iki devletin de toprak bütünlüğünü ve bölgedeki egemenliğini tartışmalı hale getirmiştir.

Bu manada 12 yıldan bu yana aldığı emir gereği Türkiye'yi parçalanma noktasına getiren AKP iktidarı aynı zamanda kürdistanın kurucusu ve hamisi olmuştur.

SÜNNİ MİLLİYETÇİLİĞİ BİR KAMUFLAJDIR, AMAÇ BÖLGENİN YENİDEN DİZAYN EDİLMESİDİR

Recep Tayyip Erdoğan'ın geliştirdiği Sünni Milliyetçiliği, kargaşa ve kaosun dayatıldığı ülkelerdeki asıl amacın kamuflajını sağlayacak olan sosyo-siyasal bir argümandır.

Sünnicilik bir araçtır, asıl amaç ise uydu bir kürt devletidir. El-Kaide tabanlı El-Nusra cephesi de, IŞİD de insansız teslim alınan bölgelerde şiddete dayalı bir hakimiyet kurarak Batı Emperyalizmi'nin ve bölgedeki işbirlikçi silahlı grupların hareket alanını genişletmekle mükelleftir.

Bu silahlı grupların transit geçişi Türkiye üzerinden yapılmakta, Suriye'ye karşı her türlü silah, mühimmat, lojistik ve parasal destek AKP hükümetinin koordinatörlüğünde yapılmaktadır.

Bir anlamda Suriye'ye karşı geliştirilen bu haksız savaşın maestrosu Türkiye'dir.

Halbuki yakın zamana kadar Suriye ile Türkiye arasında yakın tarihin hiç bir döneminde olmadığı kadar dostluk ve yakınlaşmalar yaşanmış, devlet başkanı Beşar Esad'la Recep Tayyip Erdoğan karşılıklı işbirliği ve anlayış ortamını "aile hukuku"na kadar genişletmişti.

Peki ne oldu da, sular birden tersine akmaya başladı?

Bunun cevabı;  Kuzey Afrika'dan esmeyen başlayan ve Suriye'de nihayetlenecek olan "Arap Baharı" rüzgarına AKP'nin ve dolayısıyla Türkiye'nin dahil edilerek rol paylaşımındaki üstlenilen yeni görevlerin gereği diyebiliriz.

Zira Suriye-Türkiye düşmanlığı bu yeni görevin ve alınan yeni pozisyonun bir emridir.

GÜNEY'DE ESAD'A EFELİK, DOĞU'DA PKK'YA TESLİMİYET

Seçimler öncesi sınır ihlali gerekçesiyle düşürülen Suriye uçağı aslında bir aczin ifadesidir. Türkiye'nin doğu ve güneydoğusunu PKK'nın himayesine terk eden AKP, güney sınırında ise tam tersi bir şekilde Suriye'ye efelenmektedir.

Kaldı ki Suriye, Türkiye için bir tehdit unsuru değildir. Zira Suriye kendi başının derdine düşmüş, rejimini ve toprak bütünlüğünü sağlamak amacıyla içeride amansız bir mücadele vermektedir.

Böylesi namüsait bir ortamda Şam hükümeti kendine yeni bir cephe açmaz, buna gücü de yetmez.

Ancak R. Tayyip Erdoğan'ın seçim malzemesi yaparak iç politikaya alet edeceği, yolsuzlukları ve yeni skandalları kamufle etmek amacıyla kullanacağı suni bir gündem yaratılmıştır.

Düşürülen uçağın Suriye sınırları içinde olduğu ve terörle mücadele amaçlı bir operasyon için havalandığı sınır ötesinden gelen bilgiler arasında.

Türkiye'nin doğusunda karakol inşaatlarının durdurulduğu, günü birlik özerklik naralarının atıldığı, yasadışı geçişlerin ve sınır ihlallerinin alenileştiği, askerlere ve polislere yapılan saldırıların kanıksandığı bir süreçte Suriye'ye karşı kahramanlık taslamak tam bir çifte standarttır.

OPERASYON YAPANA OPERASYON DÜZENLEMEK VE "BENİM TERÖRİSTİM İYİDİR" MANTIĞI

Kendi teröristine operasyon yapan Suriye Hava Kuvvetleri'ne, karşı bir operasyonda bulunmak "benim teröristim iyidir" mantığından öte bir anlam taşımaz.

Dolayısıyla Suriye'nin saldırı algısıyla, Türkiye'nin tehdit algısı birbiriyle örtüşmeyecektir.

Bölgede hakimiyet kurmaya çalışan IŞİD'in PYD ile çatışması kadar, Türkmen köylerine saldırması ve Süleymanşah Türbesi'ni hedefine oturtması ayrı bir mantık hariciliğidir.

Mezhepçiliğin girdabına kapılan Suriye El-Kaidesi'nin ve ona bağlı alt birimlerin yaşadığı akıl tutulması onlara bindiği dalı kestirecektir.

Çünkü terörü kim beslerse terör onun elinde patlayacak ve bu ölümcül oyun sonunda bir bumerang gibi asıl sahibini vuracaktır.

Nitekim Lazkiye yakınlarındaki Türkmen köylerine saldıran IŞİD militanları Türkmen kardeşlerimizi hunharca katletmişti. Bu saldırının ardından IŞİD konvoyuna obüslerle mukabele eden TSK, 50 IŞİD militanını öldürmüştü.

Niğde'deki saldırının bu operasyona misilleme amacıyla yapıldığı ifade edilirken, bu kez Süleymanşah Türbesi'ne yönelik tehdit, Suriye'deki besleme terörize grupların savaşı bölgeye nasıl yaydığını göstermesi açısından önemli sinyaller veriyordu.

AKP'nin Suriye'de destek verdiği terör örgütleri namlularını mutlaka Türkiye'ye çevirecektir. Kaderin garip cilvesidir ki Esad'ın devrilmesi amacıyla yaratılan canavar "İti öldürene sürdürürler" Türk atasözünün bir gereği olarak yine Türkiye tarafından bertaraf edilecektir.

Zira bu durum Suriye cephesinde sürecin dayattığı tarihi bir realitenin de ta kendisi olacaktır.

D U Y U R U L A R

BASIN AÇIKLAMALARI

 

E T K İ N L İ K L E R

B A S I N D A   B C P

 
Copyright © 2012 Bağımsız Cumhuriyet Partisi ---- TÜRKİYE’NİN SURİYE AÇMAZI. Site Tasarımı : Bilgivesevgi Web Tasarım Hizmetleri
Template Joomla 1.7 by Wordpress themes free