AKP SONRASI TÜRKİYE

Yazdır

 

ALİ NEJAT ÖLÇEN




AKP SONRASI TÜRKİYE

 

BAĞIMSIZ CUMHURİYET PARTİSİ’NİN

DÜZENLEDİĞİ 19.3.2014 GÜNLÜ TOPLANTIDA YAPTIĞI

KONUŞMA İÇERİĞİ 

 

 

ANKARA

 

ADALET VE KALKINMA PARTİSİ SONRASI     

Giriş:

Adaletsiz ve Kalkınmasız  Parti (AKP)’nin ülkemizde bıraktığı sorunların en sakıncalı olanı, ulusun devletine ve devletin ulusa güvenini ve bundan çok daha sakıncalısı da ulusun ken-dine olan güvenini zedelemiş olmasıdır. Kendine güvenini, yarınlara olan umutlarını yitiren ulusların yazgılarına ilişkin sayısız karamsar örnekler yazılıdır tarih ki­taplarında.

AKP sonrasının Türkiye’sini yeniden canlandırmak görevini üstlenecek donanımlı kadroları yaratabilmek sorusuna olumlu yanıt bulabilmek için böylesi toplantılara gereksinim var. Ba­ğımsız Cumhuriyet Partisi yönetimine ve özellikle sayın Müge Gülses’e bana böylesi bir konuda konuşma olanağı tanıdığı için teşekkürlerimi sunuyorum.

Türkiye’miz geri ödenmesi olanaksızlaşan dış borç yükünden kurtulabilir, ulusun devletine ve devletin ulusa güvenini ye-niden sağlayabilir,  coğrafyasına sahip çıkmanın gücünü kaza-nabilir, toplumun çıkarlarını ve ulus-devlet bütünlüğünü  ko­rumanın dinamiklerini yeniden canlandırabilir, eğer geleceğe umutla bakabiliyor ve bu bakışın ışı­ğında kendisine güvenme sürecini yeniden yaratabiliyorsa. Mustafa Kemal’in, emperya­list devletlerin işgalinden ülkeyi kurtarabilmenin koşullarını böylesi toplumsal umut yaratmış olmalıdır.

O nedenle, AKP sonrası Türkiye’nin temel sorununu bir tek sözcükle özetleyebilirim:Güven.

Toplumun her bireyinin

devletine,

geleceğine  ve

kendine güvelenebilmesi

Bu üç boyutlu güven yaratılmadıkça sorunlarımızın çözü-lebileceğini ileri sürebilir miyim? Çünkü:

Bu üç boyutlu ilkenin nitelikleşmesi,  somutlaşması ve de toplumsallaşması gerekir. Kendine ve devletine güvendiği za­man, varoluşunun gereklerini yerine getirmeye başlayacaktır ulusumuz ve ulusuna güvenen devletini yeniden yaratarak, o devleti ahlakıyla ve o ahlakı da sorumluluk bilin­ciyle yeniden donatabilecektir. Mustafa Kemal Atatürk’ün Devleti’ne, o  Devletin Cumhuriyeti’ne, o Cumhu­riyetin Hükümeti’ne ve o Hükümetin Çankaya’sına yeniden kovuşmayı ancak böyle başarabiliriz.

AKP’nin zedelediği güven duygusunun, yok etmeye çalıştığı toplumsal sorumluluk bilincinin  ve dayanışma kültürünün  yeniden ya­ratılması, AKP sonrası Türkiye’nin  temel sorun-larının başında gelmektedir. Bu nitelik ve özelliklerin yeniden canlanması, dev­leti ulusuna, ulusun devletine ve bireylerin birbirine güvenini yaratacağı içindir ki, sorunların çözümü için gerekli olan ulusal birlik kendiliğinden doğacaktır. Biz Türk-lerin tarih boyunca devletsiz kalmayışımızın gizi buradadır.

AKP sonrası Türkiye’yi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiyesi olarak yeniden var edebilmemiz için  yukarıda değindiğim moral değerlerin yeniden kazanılmasını birincil koşul kabul ediyor ve nesnel sorunların çözümünden sonuç alınabilmesi için moral değerle­rin yeniden kazanılmasını öncül ilke  olarak görüyorum. Bunun için:

1.Toplum haksız gelir edinmeyi suçlayan ahlakı yeniden edin-melidir.

2.Değer yargılarını “makam-para”, “ayet-slogan”  çaprazından

   kurtarabilmelidir.

3.Tarihini,kültürünü,yaşadığı doğayı korumayı amaç almalı ve

4.Dünyaya, dolayısıyla ülkeye armağan ettiği  çocuklarını ko­rumayı, geliştirmeyi  toplumsal bilinçle donanımlı olmasını sağlayabilmelidir.

5.Bu dört ilkenin aile ve okul sürecinde  örnek yaşam biçimi olarak özümsemenin örneklerini sergileyebilmeli ve  bunun gereklerine göre hizmet üstlenecek devlet adamı yetiştirmeyi, ve yetiştirdiklerini korumayı görev saymalıdır.

Osmanlı Devletinin bizleri yoksun bıraktığı bu beş niteliksel ilkeyi toplumumuza özümsetmeyi üstlenmişti Mustafa Kemal Atatürk. Köy Enstitüleriyle, Halk Evleriyle, Dil ve Tarih Ku-rumlarıyla ve  en gerçek yol göstericinin bilim olması ilkesi-ile.

AKP iktidarının yıktığı ulusal ve toplumsal sorumluluk bilin­ci yeniden yaratılmadıkça, ülkemizi bağımsız, kendine güvenli eko­nomik ve toplumsal gelişme süreç içine çekebilmenin güçlük­leri sürebilir. Aşağıdaki bölümlerde, ülkeyi esenliğe ka­vuşturacak yol haritasına ilişkin tasarımın  köşe taşlarını tartış-maya açamanın yarar sağlayacağına inanıyorum.

1.AKP’nin Devleti İşgal Eden Bağnaz ve Gerici Kad­rolarını

   Kamusal alan dışına iteklemek

AKP sonrası siyasal iktidarın, ulusalcı sekular (ne dine karşı ne dinden yana) devletini ,o devletin kimsesizlerin kimsesi olan Cumhuriyetini yeniden yapılandı­rabilmek için yukarıda ana çizgilerini betimlemeye çalıştığım ilkeleri özümsemiş kad-roları  oluşturmak gerekecek. Acaba CHP ve MHP  böylesi kadrolaşmayı planlayan çalışmayı yapmakta mıdır? 1978 yı­lında iktidara gelen CHP’de kadro sorununa ilişkin bir acılı olayı açıklamaya gereksinim duymaktayım.

CHP’nin Senato ve Milletvekili üyelerinin bütünüyle gerçek-leşen Grup toplantısında:

 Adalet Bakanı kürsüye çıkmış, terörü önleyecek yasa tasa­rılarını savumaya çalışıyor, anarşi ve terörün önlenmesi için ne tür yeni hü­kümler getirildiğini anlatıyordu. Getirilen hükümlerin de­mokrasiyi yadsıyan yanı yoktu, tersine de­mokrasinin işlerlik kazanmasının gereğiydi.(böyle diyordu Bakan) Terör odaklarının yasadaki boş­luklardan yararlan­malarını önlemek için, demokrasinin sağlıklı işlemesi için o boşlukları doldurmak gerekiyordu. Adalet Bakanı bunları söylerken sesi zorlukla işitiliyordu. Konuşmasını bitirme­mişti ki, bir ses bomba gibi patladı ve tüm salonu doldurdu.

-Bu dosyada yasa tasarısı yok. Bakanlık yazışmaları var.

Gerçekten 214 adet foto kopyası çıkarılan dosyaların içinde yasa tasarısı olabilecek bir tek düzgün metin yoktu…

Adalet Bakanı kürsüden indi. Yedi kişiden oluşan bir komis­yon kuruldu, yasa tasarısını hazırlamak için..

(Kaynak:A.N.Ölçen, Ecevit Çemberinde Politika, 1.baskı 1995, 2.baskı 2013.s.224)

 

Süleyman Demirel’in, MHP ile oluşturduğu “Cephe İktidar” görevli­lerinin yerini alacak kadroyu hazırlamak gibi bir projesi yoktu CHP’nin. Temiz yürekli Adalet Bakanımız,  Cephe ikti­darının görevlileri tarafından sabote edilmişti.  

AKP iktidarının devlete yerleştirdiği Cumhuriyet karşıtı, bağ­naz, gerici ,biat kültürünün ürünü üst düzey yöneticilerinin tümünün yerini Cumhuriyetçi kadroları alması tasarımı bugün acaba hangi siyasal partinin  gündemindedir?  

Mustafa Kemal Atatürk’ün ulusalcı sekular Devletini ve o Devletin Cumhuriyetini, o Cumhuriyetin Çankaya’sını iş­gal­den kurtaracak kadrolaşmayı acaba hangi siyasal iktidar yarat­mayı amaç almıştır bilemiyoruz. Her  bunalımlı süreç sonun-da, ulusumuz kendisini kurtaracağını sandığı bir yapay kah-ramanı yaratmakta gecikmemiştir. Kendine güvenmeyen ulus-ları yapay kahramanlar teslim alır. Bu konuda en zengin tarihsel örneklere Türkiye’miz sahip.

2.Faşizmin Hukukunu  Adaletin Hukukuna Dönüştürmek

AKP’nin faşizmin hukukunu oluşturan  yasaların tümünü ortadan kaldıracak  ve gerçek demokrasinin işlerliğine yol açacak çağdaş hukuk dü­zeninin yasalarını hazırlamak gibi bir çalışma acaba hangi siyasal partide ya da kuruluşta yapılmak-tadır, bilemiyoruz. AKP sonrasının  çözüm bekleyen en önemli sorunu demokratik işleyişin sağlanması ve faşizmin yasaları-nın  yerini alacak çağ­daş hukuk düzeninin yaratılması olarak özetleyebiliriz. Burada zaman darlığı nedeniyle sadece 1860 yılının Mecelle’sinde bile yeri olmayan  “gizli tanık” sorununa değinmekle yetine­ceğim. Gizli tanığın öğrenilmemesi yani tanınmaması için 5726 sayılı yasa’nın 5’nci maddesi devlete sahtekârlık yapma yetkisini bakınız nasıl tanıyor:

.Kimlik ve adres bilgilerinin kayda alınarak gizli tutulması,

.Duruşmada hazır bulunanlar  olmadan, ses veya görüntünün değiştirilerek özel ortamda dinlenmesi,

.Kimlik ile ilgili bilgi ve belgelerin değiştirilmesi ve düzen-lenmesi,

.Adlî sicil, askerlik, vergi, nüfus, sosyal güvenlik ve benzeri bilgi ve kayıtların değiştirilmesi ve düzenlenmesi,

.Nüfus cüzdanı, sürücü belgesi, pasaport, evlilik cüzdanı, dip­loma ve her türlü ruhsat gibi resmi belgelerin değiştirilmesi ve düzenlenmesi.

Hangi devlet ve onun yargısı gizli tanığın tanımaması için sahtekârlık yapılmasını yasal hak kabul edebilir? Faşizmde bile devlet gücü sahtekârlıkla yok edilmez. AKP iktidarının başbakanı faşizmi bile kendisine benzetmiştir. Ve şimdi soru-yorum 5726 sayılı yasanın eleştirisine bugüne kadar tanık ola­nımız var mı?  O yasanın yok sayılması için Anayasa Mah-kemesine baş vuruldu mu? AKP sonrası demokrasinin işler-liğini sağlamayı amaç alan ön çalışmalar nerede yapılmakta-dır? Eğer, Mustafa Kemal Atatürk’ün Devletini yeniden kavu­şamazsak, 

AKP sonrasında doğması olası daha sakıncalı  dramatik koşullar, AKP’ nin aranmasına neden olabilir. Neyi nasıl yapacağını bilmeyen  1978’ deki gibi bir iktidar iş başına gelirse. Çünkü; ayrıca dış borç batağındaki ekonomi ABD’nin güdümünde kıskacındadır.

3.Siyasal ve Ekonomik  Bağımsızlığın Engeli: Dış Borçlar

1978’in Ocak ayında kurulan 3’ncü Ecevit hükümeti dış borç­ları geri ödemeyi kolaylaştıran ekonomi programı hazırla­ya­mamış ve Devlet Planlama Teşkilatı da bu konuda yardımcı olmamıştı. Biriken ve geri ödenmesi olanaksızlaşan dış borç yükü, ABD’nin kredi kurumu olan  Agency for International Development (AID) den umulan katkı sağlanamamış ve Petrol, LPC (Tüp gaz) yokluğu 1979 yılın­da, Senato ve Kısmı Millet­vekili seçimlerini CHP’nin tü­müyle kaybetmesine neden ol­muştu. Senato’da çoğunluğu Adalet Partisi kazanmış   Senato Başkanı   AP’li İhsan Sabri Çağlayangil aynı zamanda Cum-hurbaşkanı Vekili işlevini üstlendiği için Çankaya AP iktidarının eline geçmiş oldu. TBMM’nin Cumhurbaşkanı seçe-memesinin ne­deni, CHP’nin o seçimi (1979) tümüyle yitirmiş olmasıdır. 12 Eylül 1980 Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren darbesinin  köşe taşları döşenmeye  başlamıştı.  Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) bir anısını  anlatmaya gereksinim duymaktadır. Eğer  CHP Grup Başkanvekili olmasaydı İstan­bul’da Vali’nin huzuruna çıkma olanağını bulamazdı 1979 yılında. İstanbul Vali’sinden  30 litre benzin makbuzunu alamasaydı Çatalca’daki örgüt toplantısına gidemeyecekti. AID, kredi musluğunu kısmış, ekonomi, petrol ve tüp gaz yokluğunun dar bo­ğazı içinde sıkışıp kalmıştı. Bu tarihsel olay, geri ödenmesi olanaksızlaşan dış borç yükünün emper-yalizme teslimiyet sonucu yarattığının en yakın  kanıtıdır.

AKP sonrasında iktidarı gelmesi olası hangi siyasal partinin dış borçları geri ödeme programı var? Bu temel soruya olumlu yanıt verebiliyor muyuz? Daha genel olarak hangi siya­sal par­tinin ekonomi programı mevcut?

Örneğin; Osmanlı Devleti kişi başına dış borcu en az olan ülke idi.  Aşağıdaki çizelge bunu açıklı­yor:

Çizelge 1. Kişi Başına Dış Borç Yükü

Yıl                   1870               1910

Fransa               365                680  Fransz Frankı

Belçika               87                459      “

ngiltere             571                401      “

Almanya            89                 345     “

Yunanistan                              336     “

Romanya                                 206     “

Sırbistan                                  196     “

Osmanlı         .                         123     “

Kaynak:Kendini yok eden Osmanlı,Ali Nejat Öl­çen,2.baskı,

İmaj yayınevi,Ankara,2008,s.266.

 

ABD kredi musluğunu kıstığında, ülkenin ne yönetsel, ne si­yasal ve ne de ekonomik bağımsızlığından hiç kimse söz ede­mez. O nedenle dış borcun kendisinden daha zararlı olanı biri­kerek geri ödenmesinin  olanaksızlaşması yani dış borç biri­kimidir.

Osmanlı dış borçlarını geri ödeyemez duruma girdiği içindedir ki,  Düyunu Umumiye yönetimine kendi maliyesini teslim etmek zorunda kaldı.Mustafa Kemal bu tarihsel gerçeğin ayır­tındaydı o nedenle  (Atatürk olmadan önce ve ülkede ekonomi öğrenimi veren tek bir okul ve fakültenin bulunmadığı bir dönemde) İzmir de top­lanan Ekonomi Kongresinin açılış ko-nuşmasında:

Devletimizin,yeni Hükümetimizin bütün esasları program­ları iktisat programından çıkacaktır,demişti.

7 Yıl sonra yayımlanan İktisat Programı’nda da şu temel ilkeye yer verildiğini görüyoruz:

İstiklali tam için şu düstur  var: Hakimiyeti Milliye, hakimi­yeti İktisadiye ile tersim edilmelidir (betimlenmeli çizilmeli) Yegâne kuvvet, en kuvvetli temel iktisadiyattır. Siyasî ve as­kerî muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadî zaferle tedviç (donatılmadıkça)  edilmedikçe semere payidar olamaz.

Bu  ilke ne yazık ki “borç yiğidin kamçısıdır” safsatasıyla   1950 sonrasının iktidarları tarafından göz ardı edildi , ülkemi-zin ekonomisi geri ödeyemediği dış borç altına sokuldu ve Os-manlıdaki Düyunu Umumiye İda­resi’nin yerini bu kez ABD emperyalizmi aldı.

AKP sonrası, Türkiye’yi gergi ödeyemediği dış borç yü­künden kurtarmayı öngören ekonomi programı hazırlığına girişen bir siyasal partinin varlığından söz edebilir miyiz? “Dış borçları taksitler halinde geri ödemeye kararlıyız” türü  savların karşı­sına dikilecek temel soru şu olacaktır:Hangi kaynak ile ne kadar sürede ve hangi siyasal güç ile?

Dış satım, dış alımı aşmadıkça, yani cari açık kapanmadıkça, gereksiz tüketim malları dışalımı sürdükçe,  geri ödeme tak­sitleri dış borç stokunu acaba kaç yıl içinde sıfırlaya­caktır? Tüm ayrıntıların dışında asıl sorun budur.Bu sorunun mate­matiksel yanıtını 21 yıldır yayımını sürdürdüğüm Türkiye sorunları Kitap dizisinin 98’nci sayı­sında ( Mart 2014) daha önce de Türkiye Ekonomi Kurumunun Ya­yımladığı “Cem Alpar’ın Anısına Armağan”adlı kitabında (2002) yer alan “Dış Borçları Giderecek ekonomik Bü­yüme” konulu yazı ile açık­lamıştım. O matematiksel yol haritasında beliren sonucu kı­saca  aşağıda açıklıyorum:

4.Ülkeyi AKP’den ve Dış Borç Yükünden Kurtaracak

   Makro Ekonomik Yol haritası.

Borca boğulan ekonomiyi kurtaracak  rakamsal bir programı   hangi siyasal partinin hazırlamakta olduğunu bilemiyoruz. Ha­zırlanmış olsaydı, parti genel başkanları ve sözcüleri Başbakan R.T Erdoğan ile çene yarışını sürdürmez o programın kimi  önerileriyle toplumu aydınlatma sorumlulu­ğunu üstlenirlerdi.  Oysa iktidara geldiğinde kimi, hangi görevlere  atayacaklarını bile bugün düşünüp  kara vardıklarını ve karolaşma aşamasını sonuçlandırdıklarını sanmıyorum. Çünkü hemen tümü başta üyesi  olduğum CHP dahil, düşün, söylem ve eylem birliğini bile sağlayabilmiş değil.  Örneğin CHP’ nin önceki Gençlik Kolları Başkanı (Emre Doğan)  ba­sına verdiği demeçte:

Atatürk’te bileşme nafile çaba’dır

diyebilmişti (30.1.2013). Oysa Mustafa Kemal Atatürk’te bir­leşmek, planlı ekonomide birleşmektir, dış borç yaratmayan denk bütçede, açık vermeyen dış ticarette birleşmek demektir. Emperyalizme kendisini savunabilen devlette o devletin Mi­sak-Millî sınırlarını kuşatan vatan dediğimiz coğrafyamızda birleşmek demektir. Toplum olarak etnik ve inançsal farkı gözetmeksizin bütünleşmek ve em gerçek yol gösterici bilimde buluşmak demektir.

Emperyalizme karşı bağımsızlığımızı yok oluşa sürükleyen  dış borç sorunun ciddiyetini eski deyimiyle vahametini  ortaya çıkaran rakamları görünce sanırım ne denli haklı oldu­ğum kabul edilecektir.

Çizelge 2. Borca Boğulan Ekonominin Göstergeleri.

Yıllar     Dış Borç    Dış Borç      İç Borç       Toplam Borç   GSYH      Oran

              milyar $      milyar TL    milyar TL    milyar TL      milyar TL   %

2004       158.7         225.4            224.5          449.9            559.0            80.4

2005       167.7         224.7            244.8          469.5            648.9            72.4

2006       205.9         294.4            251.5          545.9            758.4            71.9

2007       247.7         322.0            274.8          596.8            843.1            70.8

2008       277.4         357.8            330.0          687.8            950.5            72.4

2009       265.3         408.6            352.8          761.4            952.6            79.9

2010       291.9         437.9            368.8          806.7           1098.7           73.4

2011       304.2         508.0            386.5          894.5           1297.7           69.0

2012       336.9         603.1            392.8          995.9           1416.8           70.0

Artış     %112        %168             %75          %121           %153            70.0

(Kaynak:DPT, Ekonomik Göstergeler yayınları kullanılarak he-saplandı. GSYH değerleri cari fiyatlarla belirtilmiştir. $ ile belirtilen dış borçlar yıl ortası kur $/TL ile iç para boyutuna dönüştürüldü)

Çizelge 2, AKP iktidarında ekonominin ne denli borca boğul­duğunu kanıtlıyor. AKP sonrası Türkiye’de olası siyasal iktida­rın, Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın %70’i oranın­daki borç yü­künden ekonomiyi nasıl kurtaracağına ilişkin bir programını hazırla­maya başlaması gerekir.

Ekonomiyi dış borç batağından kurtaracak ekonomi progra­mını hazırlayan siyasal parti acaba hangisidir, bilemiyorum. Oysa Mustafa Kemal Atatürk’ün Devletini yeniden  canlan-dırabilmek için o devletin tüm kararlarına temel olacak eko­nomi programını yaratmak gerekecek.

AKP iktidarında ekonominin ne denli borca boğul­masının yanı sıra bunun kadar sakıncalı olanı da monetarizmin etkisinde paranın para kazandırdığı ekonomiye yönelerek, üretken eko-nominin can damarı sanayi sektörünün yıkıma uğratılması,  KİT’lerin yok bahasına elden çıkarılması sonucu ekonomi, “Ticaret+ Hizmetler Sektörü”ne teslim edilmiştir.

Çizelge 3. Ticaretleşen Ekonomi (Cari fiyatla milyar TL)

Yıllar    Sanayi             Ticaret           GSYH             GSYH içinde

             katma değer     katma değer                        Sanayi     Ticaret

2005       131.6             379.4               648.7         % 20.2     % 58.5

2006       152.8             452.4               758.4             20.1          59.7

2007       168.5             521.6               843.1             20.0          61.9

2008       187.8             594.5               950.5             19.7          62.3

2009       182.0             603.6               952.6             19.0          63.3

2010       213.4             674.5             1098.7             19.4          61.4

2011       258.7             788.2             1297.7             19.9          60.7

2012       273.8             877.0             1416.8             19.3          61.9 

Artış:    %108           % 134

Ekonomiyi borç batağına hızla sürükleyen AKP iktidarı yalnız faşizmin hukukunu yarattığı, rüşvet ve yolsuzluk batağında onurunu ve haysiyetini yitirdiği, Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde ayrı “Paralel devlet”  oluşturduğu, ülkeyi hasım kamp-lara böldüğü, karmaşa ve kargaşa yarattığı için değil fakat aynı zamanda  çizelge 3’de rakamlarını sergiledi­ğimiz Sanayi sek­törünü baltaladığı için de kınamak, suçlamak ve hatta yargıla­mak gerekir. 2000’li yıllar öncesinde sanayi sektörünün GSYH içindeki ağırlığı % 20’lerin üzerindeydi. Bugün bun oran %19’lara indi. 

(Not: Devlet Planlama Teşkilatı, Başbakanlıktan ayrılarak yeni kurulan Kalkınma  bakanlığına bağlandığında, Temel ekono-mik Göstergeler yayınına da son verilmiş ve  bakanlığın Web sitesinde ulusal gelirin sektörel yapısında da  değişiklik yapıl-mıştır. Ekonomik göstergeler yayımında yer alan “Ticaret Sek törü” yerine   diğer harcama birimlerini kapsamına alan yeni

bir “Hizmetler” sektörüne yer verilmiştir. Çizelge 2’de Ticaret deyimi Kalkınma Bakanlığının Web sitesindeki “Hizmetler Sektörü”dür. Böylesi değişimlerin rakamlar arası iletişimi ya-pısal bağı zedelediği niçin düşünülmez; anlamak olası değil!)

5.Dış Borç Birikimi Geri Ödemenin Denklemi

Dış borç stoku “B” ve yıllık geri ödeme taksitleri de “A” ile gösterilirse  borç stokunun yılda geri ödeme oranı A/B aşa-ğıdaki denklem ile hesaplanabilir. Türkiye sorunları kitap dizi-sinin 98.sayısında (sayfa 39)  hesap edilen bu denklem:

A/B= 1/t +(v+r) olarak bulunmuştu.

Burada  “r” alınan borcun yıllık faizini; “v”  de dış borcun  yılda artış oranını göstermektedir.  “t” ise dış borç stokunun   kaç yılda sıfırlanacağını açıklar. Eğer dış borç stoku yılda  v = %4 oranında artarken dış borca r = % 5 oranında faiz uygu-lanıyorsa, iktidara gelen siyasal iktidar’ın dış borç yükünü t=5 yılda sıfırlayabilmesi için  yılda geri ödeme taksitinin, A/B= % 34 olması gerekeceğini yukardaki denklem ortaya çıkaracaktır.

2014 yılında  dış borç stoku B=400  milyar $ ‘ın %34’ü olan 136 milyar $ yıllık taksit ödemesi olanağını sağlayan ekono-mik büyümeyi ve dolayısıyla, dışsatım artışı ile dışalım azalışı gerçekleştirebilir mi? Bu sorunun yanıtını yukardaki denklem ortaya çıkarcaktır.

2015 yılında iktidara gelen bir siyasal partinin,  ABD-AB karşı-sında ulusun çıkarlarını korumayı amaç alabilmesi için  400 milyar $ dolayındaki dış borcu, geri ödeme denklemini kulla­narak    kaç yılda sıfırlayabileceğinin hesabını yapmalı, buna nasıl özveriye birlikte katlanacağını topluma açıklamalıdır;  rüşvete ve yolsuzluğa bulaşan AKP iktidarının sorumlularını yargılayarak.

Borç stokuna yılda r=%5 faiz uygulandığını ve geri ödeme taksilerinin yılda v=% 4 oranında arttığını (olası enflasyon nedeniyle) kabul edelim. Dış borç stokunun % 34 oranındaki geri ödeme taksitlerinin her yıl v=% 4 oranında artması koşu­lunda  B=400 milyar dış borç stokunun yıllara göre azalışı çizelge 4’de görülmektedir. Geri ödeme taksitleri yılda enflas­yon nedeniyle v=% 4 artışa uğrayacağı kabul edildiğine göre  çizelgede geri ödeme taksitleri:

0.34 (1+v)=0.34.(1+0.04)=034x1.04=0.354 ile çarpılarak he-saplanmıştır. 

Çizelge 4. Dış Borç stokunu geri ödeme planı     

     Yıllar     Dış Borç Stoku      Geri Ödeme       Kalan borç

t=0   2015               B= 400    A= 400x0.34=136      264 milyar $

t=1   2016    400x1.05=264         264x0.354= 98      180    “

t=2   2017    180x1.05=189         189x0.354= 67      122    “

t=3   2018    122x1.05=128         128x0.354= 45        83    “

t=4   2019      83x1.05=  86           86x0.354= 31        55    “

t=5   2020      55x1.05=  58           58x0.354= 20        38    “

t=6   2021      38x1.05=  40           40x0.354= 14        26    “

 

Çizelge bir gerçeği açıklıyor: Toplum, tüm bireyleriyle yöne­ten ve yönetilen arasındaki eşitlik koşulunda savurganlık sa­vurganlıktan va geçerse, ilk geri ödeme  için gerekli özveriye katlanıldığında sonraki yıllarda geri ödeme taksitlerinin ne denli  azalışa uğrayacağını görecektir. Çizelge 4 bunu kanıt-lıyor.  Toplumun tam eşitlik koşulunda özveriye katlanışı  dış borç kıskacından kurtuluşu kolaylaştıracak ve beşinci  yıla yaklaşı­lırken  dış borçlar, sorun olmaktan çıkacaktır.

Acaba dış borcun %34 oranında yıllık taksitlerle geri öden-mesi olası mıdır? Geri ödemenin başlangıçta % 20 oranındaki taksit geri ödenmesi durumunda  ilginç bir sonuçla karşılaşırız:

Dış borç stokunun % 34 oranında taksit ödenmesi söz konusu olduğunda t=5 yılda dış borç stoku 55 milyar $’a inerken, %20 oranında geri ödeme taksitiyle dış borcun 55 milyar $’a ine­bilmesi ancak 11  yıl sonra gerçekleşebilecek. İlk ödeme tak-sitinin olabildiğince yüksek tutulması, dış borç tutsaklığından daha erken kurtulmayı sağlamakta. Bunun için öncelikle Güm­rük Birliği koşullarını gözden geçirmek ve gerekirse o defteri kapamak gerekecek.

Örneğin, köpek maması, akasya ağacı, pirinç, buğday,  makam arabaları,  sarayı andıran uçaklar dışalımı türü savurganlıklara ülkesinin kapılarını kapayacak, dışalım savurganlığı ihanet ile özdeşleşecektir. Örneğin “canlı hayvan, besin, bitkisel ve hay­vansal yağ dışalımı 1.8 milyar $ iken 2000’yılında 2008’de  7.8 milyar $’a çıkması. 2000 yılında motorlu taşıt araçları dış alımının 5.5 milyar $’dan  2008’de oranında artarak 12,4 mil-yar $’a yükselmesi gibi  dışalım savurganlıkları ihanet ile eş­değer olduğu bilinci yaratılmalıdır. Böylesi savurganlıkları önleyemeyen siyasal iktidarlar çizelge 4’de sunduğumuz geri ödeme planını yürürlüğe koyamaz. Dış borç stoku sürdükçe de ABD karşısında tam bağımsızlık söylevleri toplumu yanılt-maktan öteye geçemez. Çözüm:Topyekun tasarruf’dır.

5.Yeniden Mustafa Kemal’in Devleti ve O Devletin Ahlâkı

AKP iktidarı, toplumda değer yargılarını çöküntüye uğrattı. Kamusal kaynakları kişi çıkarına dönüştüren ahlaksızlığı ya­rattı ve toplumsal tepkileri  korku salan faşizmin hukukuyla sindirmeye çalıştı. Toplumun  önemli bir kesiminde “çalıyor ama iş yapıyor” türünde sakıncalı, aksak mantığa  yol açmıştı. Farklı etnik ve inanç gruplarını birbirine düşman yapan  tu­tumu kadar tehlikeliydi bu.

AKP iktidarı ve o iktidarın başındaki R.T.Erdoğandır sorum-ludur. Devlet içindeki gizli paralel Devlet’in mimarı, kurucu başkanıdır o. Seçkin yurtseverler aydınlarımızın uydurma  ka-nıtlarla Silivri zindanına tıkılmasına o paralel devletin  neden olduğu kanısını yaratarak kendisini aklayacağını sanmaktadır. Oysa:

.Yurtsever aydınları gece yarısı evlerinden alıp zindana tıkan polisin kendisidir R.T.Erdoğan.

.Yurtsever aydınlarımızın tutuklanmasına yol açan savcının kendisidir R.T.Erdoğan.

.Yurtsever aydınlarımızın zindanlara tıkılması kararını veren yargıcın kendisidir R.T.Erdoğan.

.Devlet içindeki paralel karanlık Devletin kurucu başkanıdır  R.T.Erdoğan.

Yolsuzluklar batağındaki iktidar karşısında sesiz kalan, BOP eşbaşkanlığını üstlenen Başbakanı görevden almayan, hiç kimse, TBMM’den baş yurtdışından siyasal ve yönetsel görev üstlenemez ilkesine ve Devlete sahip çıkmayan, hukuksuz-luğun hukukunu  doğuran faşizmin yasalarının tümünü onay-layan yürürlüğe girmesini sağlayan sorumlu bir kişi daha var. Çankaya’daki Abdullah Gül. O da yargılanmalı ve Saadet Partisinin  nakit varlığına el koyup koymadığının  hesabı da sorulmalıdır.

Böyle biline, çare buluna. Saygılarımla.

Dr. Ölçen

 

 

D U Y U R U L A R

BASIN AÇIKLAMALARI

 

E T K İ N L İ K L E R

B A S I N D A   B C P

 
Copyright © 2012 Bağımsız Cumhuriyet Partisi ---- AKP SONRASI TÜRKİYE. Site Tasarımı : Bilgivesevgi Web Tasarım Hizmetleri
Template Joomla 1.7 by Wordpress themes free