4 - YEREL ÖRGÜTLER KURULMALIDIR

Yazdır

(SAYFA 29)

YEREL ÖRGÜTLER KURULMALIDIR 

   Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelen tehdidin, yaşanan yakın tehlike haline geldiğini görerek tehlikenin ayırtına varanlar, bu gün için azınlıktadır. Ancak, gidişin olumsuzluğu ve varacağı yer giderek daha çok insan tarafından görülecek, bir şeyler yapılması gerektiği daha geniş çevrelerde tartışılacaktır. Ancak, yapılması gereken henüz yeterince ortaya konabilmiş değil. Her şeye karşın; ülkenin geleceğinden endişe duyanlar yavaş yavaş bir araya geliyor, ayrılıklar önemini yitiriyor, ulusal kaygının yarattığı birlik duygusu, yakınlaşma ve dayanışmayı öne çıkarıyor; yaşam bunu zorluyor.

   Toplum yaşamıyla ilgili bir sorun ortaya çıkmışsa, üstesinden gelinmesi gereken bir örgüt sorunu var demektir. Toplumsal sorunların çözümü, ancak ve yalnızca, örgütler aracılığıyla sağlanabilir; çünkü sorun, çok sayıda insanı ilgilendirmektedir; bireysel değil, toplumsaldır.

    Ulusal ya da sınıfsal ilişkilerde, örgütlü olanların örgütlü olmayanlar ya da daha az örgütlü olanlar üzerinde egemenlik kurması kaçınılmazdır. Bugün, küresel boyutlu bir saldırıyla karşılaşan Türkiye; bu gerçeği, en yalın biçimiyle yaşamaktadır. Giderek işgale dönüşen dış karışma örgütlüdür ve Türkiye bu durumdan kurtulup ulusal haklarını savunmak için, toplumun tümünü kucaklayan bir örgütlenmeyi yaratmak zorundadır. Ulusal hakların eylemsel olarak savunulması gündeme geldiğinde, bu görevi yerine getirecek, ordu başta olmak üzere resmi örgütler vardır. Burada sözkonusu edilen örgütlenme, ulusal varlığa yönelen tehdide karşı, her aşama ve koşulda mücadele edecek, dernek konumunda yasal ve meşru hak örgütünün yaratılmasıdır. Mustafa Kemal, Sivas Kongresi’nde, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk  örgütlerini aynı çatı altında topladığında; bunu, Sivas Valiliği’ne dilekçe vererek yapmıştı.

                                                                  *

    Ulusal birlik amacını sürekli önde tutan bir anlayışla; il, ilçe, belde ve köylere dek yayılan dernekler kurulmalıdır. Bu örgütlerin var olan kitle örgütlerinden başkalığını ortaya koyan ayrım; belirli bir kesime değil ulusun tümüne yönelmesi, her görüş ve inançtan insanı aynı çatı altında toplamaya çalışmasıdır.

     Herhangi bir örgüte üye olsun olmasın, çok sayıda insan, ülkenin olumsuz gidişine tepki duymakta, ancak ne yapılması gerektiğini bilmemektedir. Oysa; gidişe duyulan tepki, örgütlenmeye yöneltilecek önemli bir güç oluşturmaktadır. Bu gücün, halka yönelen örgütlü bir yapı içinde yer alması sağlanmalı, bunun yol ve yöntemi bulunmalıdır. Olumsuzluklara tepki duymak yetmez; tepkiyi eyleme dönüştürmek, bir şeyler yapmak gerekir. Yapılabilecek en iyi şey ise, yapılabilir olanı belirlemek ve uygulamaktır. Herkes, gücünü ve yeteneğini abartmadan ve küçük görmeden, somut bir çalışmaya yönelmeli, ulusal bir örgütün yaratılmasında yer almalıdır. Bu yapılmazsa, ülke geleceğine karşı duyulan kaygı, sonuçsuz yakınmalar ve iç karartıcı sızlanmaların ötesine gitmeyecektir.

                                                                  *

    Ulusal hakların savunulmasında yer alacak yerel örgütler, Kurtuluş Savaşı’nda ortaya çıkan Müdafaa-i Hukuk,Reddi İlhak ve Kuvvayı Milliye  örgütlerinin günümüz koşullarındaki benzerleri olacaktır. Benzerliğin nedeni, koşullar arasındaki benzerlik ve nesnel örtüşmedir. Askeri işgal yoktur, ancak ulusal varlığı dağılmaya götürecek siyasi ve ekonomik uygulamalar, eskisinden daha ağır ve yoğundur. Medyanın bozucu yaymacasını aşarak askersiz işgalin yıkıcılığını halka anlatmak güçleşmiştir. Girişilecek ulusal mücadelenin üstesinden gelebilmek için; halka ulaşmak, onu yeniden örgütlemek, yerel unsurlardan halk önderleri çıkarmak ve bunları ulusal örgütün öncüleri haline getirmek gerekmektedir. Yerel örgütler, bu amacı gerçekleştireceklerdir.

   Ulusal duyarlılığa sahip her görüş ve eğilimden insan, bulunduğu yerde bir araya gelmeli, kendi yöresinde örgütlenmelidir. Ulusal görev haline gelen ve ilgili resmi kurumlara yasal bildirimlerle kurumsallaştırılacak bu meşru girişim, Atatürk’ün Sakarya Savaşı’nda dile getirdiği,” hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır, bu satıh bütün vatandır” anlayışının, halkın örgütlenmesi uğraşında uygulanması olacaktır.

    Yerel örgütlerde biraraya gelen insanlar, çıkarın sözkonusu olmadığı bir eyleme giriştikleri için, yurt sevgisinin pekiştiği bir yakınlık ve dayanışma içinde olacaklardır. Birbirlerini her yönden tanıdıkları için; dışarıdan yapılacak kışkırtma (pravakasyon) girişimlerini, kasıtlı karışmaları yada sızma girişimlerini kolayca önleyeceklerdir. Kendi kararlarını kendileri vererek sorumluluk yüklenecekler, sorumluluğun yarattığı özgüven duygusuyla, zaman içinde deneyimli örgüt yöneticileri ve gerçek halk önderleri haline geleceklerdir.

    Yöre insanının duygu ve düşüncesini, yaşadığı sorunları bilen, onlarla aynı dili konuşan yerel önderler, kitlelerle bağ kurmada, onları bilinçlendirip bir araya getirmede, dışarıdan gelen hiçbir aydının yapamayacağı denli başarılı olacaktır. Halk, kendi içinden çıkan, huyunu suyunu bildiği bu insanlara, doğru bilgiyi doğru biçimde aktardıkları sürece, güvenecektir. Bilgiyle donanmış, kararlı ve özverili halk önderleri, ulusal mücadelenin en değerli unsurları olacaktır.

                                                                                      *

    Yerel örgütlerde bilgi ve bilincin yaygınlaştırılması, çalışmaların temelini oluşturacak, eğitime özel önem verilecektir. Eğitimin amacı, kuramsal (teorik) bilgilenmeyi göz ardı etmeden ve bilgiyi yaşamın gerçeğinden koparmadan edinmektir. Yeniliği ve sürekli değişimi içeren yaşam, en güvenilir öğreticidir; gerçeği görmek için, yaşamı bilmek ve onu izlemek yeterlidir. Ancak, önemli olan gerçeği yaşayarak değil, önceden görmektir; ne yaşayarak görme ilkelliğine düşülmeli, ne de bilgi diye yaşamdan kopup soyut sav (iddia) larla uğraşılmalıdır.

    Yerel örgüt üyeleri, alacakları eğitim ve yapacakları işin gereği, bilgiyi bilince yükseltecekler; çevreye bilgi ileten, sorun saptayıp çözüm geliştiren ve bunu eyleme döken, girişimgücü (inisiyatif)  yüksek halk önderleri haline geleceklerdir. Bunlar girişecekleri işlerde hiçbir yerden buyruk ya da yönerge (direktif) almayacak, çalışmalarında özgür olacaklardır. Bu özgürlük, onlarda sorumluluk duygusunu geliştirecektir. Kendi kararlarını kendileri alacak, bunları doğru bildikleri yöntemlerle uygulayacaklardır. Yapılan yanlışları ya da sağlanan başarıyı eylem içinde görecekler; bunlardan sonuç çıkararak deneyimli örgüt yöneticileri olarak yetkinleşeceklerdir. Özgür çalışma ve gönüllü sorumluluğun sağlayacağı yaratıcı ortam, örgütsel çalışmalarda önceden bilinmeyen ve uygulama içinden çıkan, birçok yaratıcı yöntem ve eylem biçimleri ortaya çıkacak, bu yolla yüksek değerde örgütsel bir birikim sağlanacaktır.

                                                                    *

        Yerel örgütlerde girişimgücünü yükselten özgür ortam; toplumsal geleneklere uyumlu, yardımlaşma ve dayanışmaya dayalı, katılımcı bir yapı ortaya çıkacaktır. Partilerde ya da merkezi örgütlerde bulunmayan bu yapı, yerel örgütleri, halk gücünün ulusal mücadeleye kazanılmasında engel oluşturan kısıtlayıcı kurallardan ve özellikle genel başkan ya da genel merkez yekte (sulta) sinden kurtaracaktır.

       Parti ya da merkez örgüte üye olan kişi, kendi bilgi ve katılımı dışında önceden hazırlanmış kurallara uymak zorundadır. Merkezin uygun görmediği hangi bir düşünce ya da davranış, örgüt kurallarına uymamak olarak değerlendirilir ve cezayı gerektiren örgüt suçu olarak kabul edilir. Bu yapı, birim yöneticileri dahil tüm üyeleri, iş ve düşünce üretmeyen ve merkezden buyruk bekleyen, girişim gücünden yoksun, edilgen unsurlar haline getirir. Böyle bir ortamda devreye,  siyasi ya da akçeli çıkar çekişmeleri de girince, özellikle partiler, halkı örgütlemenin değil, örgütlenmek isteyenlerin isteğini köreltip, insan törpüleyen aygıtlar haline gelmişlerdir.

YEREL ÖRGÜTLER ULUSAL BİRLİĞİ SAĞLAMANIN İLK ADIMIDIR

    Ulusal birliği sağlama amacıyla; il, ilçe, belde ve köylere dek yayılacak yerel örgütler, birlik amacını temel almak koşuluyla, yöre koşullarına uyum gösteren değişik çalışma yöntemleri geliştireceklerdir. Yöntem çeşitliliği, örgütler arasında ayrışma değil, tam tersi, deneyim aktarımlarıyla amaç birliğini esas alan güçlü bir birliktelik sağlayacaktır. Çalıştıkça yetkinleşen, yetkinleştikçe güçlenen her yerel örgüt, benzerlerine örnek olacak, onların kurulup güçlenmesine katkı sağlayacaktır.

    Deneyim aktarımları, ulusal birlik amacının yarattığı duygu ve düşünce birliğiyle birleşince, ayrı birimler halinde yapılanmış olsa da yerel örgütleri, tek bir amaç çevresinde birleşmeye hazır örgütler bütünü haline getirecektir. Bütünleşme, özgür istence bağlı olduğu için, güçlü ve kalıcı olacaktır.

                                                                                   *

       Yerel örgütler, yöresel gücünü arttırıp yayılırken, aynı amaçla kurulan başka yerel örgütlerle ilişkiye geçecek, örgütlenmenin bir üst aşaması olan bölgesel ve giderek ulusal düzeyde yeni bir örgütsel yapıyı gerçekleştireceklerdir. Amaç için ilk girişim, yerel örgütlerin il düzeyinde birlikteliğini sağlamak olacaktır. İlçelerde kurulan örgütler, varsa belde ve köy örgütleriyle birlikte, kendi üst örgütünü oluşturmak üzere il düzeyinde bir araya geleceklerdir.

     Eşit ve ayrıcalıksız temsilin geçerli olduğu bu yeni yapı, il düzeyinde yürütülecek ortak çalışmalarda eşgüdümü sağlayacak ve ulusal örgütlenmenin ikinci aşamasını oluşturan bölgesel yapılanmaya yönelecektir. Bölge düzeyinde yapılacak çalışmalarda eşgüdümü sağlayacak bu yapılanma, aynı zamanda yerel örgütlerin tümünü temsil eden ulusal düzeydeki üst örgütün yaratılması için çalışacaktır.

    Ulusal varlığın savunulmasını tek amaç bilen üst örgüt, yerel örgüt çalışmalarını merkezileştirerek, birimlerde oluşan birbirinden bağımsız örgütsel gücü tek bir ulusal güç haline getirecektir. Siyasal, sınıfsal, etnik ve dinsel ayrımları erteleyen patiler üstü bu yapı; Kurtuluş Savaşı’nın halk ayağını oluşturan, kurtuluştan sonra Halk Fırka (parti)’sına dönüşen Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Dernekleri’ne benzeyen, onun sağladığı mücadele birikimini günümüz koşullarına uyarlayan bir örgüt olacaktır.

YEREL ÖRGÜTLER VE EĞİTİM

   Kamusal eğitimin çöküşüyle birlikte, Türkiye’de, toplumun hemen her kemsini kapsayan genel ve yaygın bilgisiz ve düzeysiz bir ortam oluşmuştur. Eğitimsiz ve örgütsüz kılınan halk, kültürel yozlaşmayı amaçlayan her türlü yaymacaya açık, korumasız durumdadır. Demokrasi, insan hakları, küreselleşme tanımlarıyla dışarıda belirlenip içerde uygulanan programlar, bilinçsiz ortam ve medyanın etkili gücüyle birleşince, yaygın ve kalıcı bir kültürel bozulma ortaya çıkmıştır. Bilinçsiz ( cahil ) lik o denli yaygındır ki, halkın önemli bir bölümü, olayları kavrama yeti (meleke) sini yitirmiş, kendisine ve ülkesine karşı olan politikaları destekler duruma düşmüştür. Doğruyla yanlış, iyiyle kötü, özgürlükle tutsaklık adeta yer değiştirmiş yaratılan düşünsel karmaşa içinde gerçekler görülemez olmuştur.

   Halkı bilgilendirmek, gerçekleri görmesini sağlamak ve bu eylemi ulusal uyanışa dönüştürmek, yerel örgütlerin her dönemde birincil görevi olacaktır. Bu görevi başarmak için, ülkeyi ve dünyayı doğru kavramak, bilgilenmek ve bilgiyi bilince dönüştürmek halka ulaştırmak gerekir. Bu ise, örgütlenme ve eğitim demektir.

   Milli eğitim, dış karışmanın yoğun baskı ve denetimi altındadır. Milli niteliğini yitiren eğitim; bilim ve gerçeklerden uzak, eğitmeyen, ezbere dayalı, sorgusuz ve irdelemesiz bir bozulma içine sokulmuştur. Bilgiyi ve bilimsel düşünceyi yayması gereken okul, uygulanan dış kaynaklı programlarla, kimliksizleştirmenin ve bilgisiz kılmanın aracı haline gelmiştir. Okul programları, ulusal bilinci değil, ulus karşıtı düşünceleri yaymak için düzenlenmiştir.

   Okul dışında, yasal yada yasadışı yollarla, din adına ve küçük yaştan başlamak üzere, devletine düşman, bilim dışı bir eğitim verilmektedir. Tarikatlar, mezhepler, azınlıklar, etnik kümeler; kendi eğitim kurumlarına sahiptirler. Misyonerler yoğun biçimde çalışmaktadır. Yabancı dilde eğitim, anaokuluna dek inmiştir. Yaşanmakta olan eğitim karmaşasının ortak özelliği, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve ulusallığa karşıtlıktır.

                                                                          *

    Eğitimde uzun süren bozulma, ekonomik yetmezlikler ve sürekli hale gelen iç ve dış göçle birleşince, Türk toplumuna özgü değerlerin öğretildiği aile içi eğitim de büyük zarar görmüştür. Okuldan ve çevreden bilim dışı ‘bilgiler’  edinen gençler, anne babalarından da gereken bilgiyi artık alamamaktadır. Çünkü, eğitim bozulmasını onlarda yaşamıştır.

    Okulda, toplumsal çevrede, ailede; ulusal bilinç sağlayacak bilginin edinilmediği bir ulusun, hak ve çıkarlarını, kimliğini ve varlığını koruması, elbette olası değildir. Yerel örgütlerde eğitimin birincil olmasının nedeni budur. Okulda, çevrede, ailede edinilemeyen ya da yeterince edinilemeyen gerçek bilginin insanlara ulaştırılarak ulusal bilincin yaratılması, başarının önkoşulu ve her işin başlangıç noktasıdır.

YEREL ÖRGÜTLER KADROLARINI HALK İÇİNDEN ÇIKARACAKTIR

   Toplumsal mücadelede olay ve olguları önce aydınlar kavrar. Sorun ve çözümleri belirleyerek, gerçekleri halka onlar ulaştırır; önce kendileri bilinçlenip örgütlenirler, sonra halkı bilinçlendirip örgütlerler. Toplumsal gelişimin tarihinde bu her zaman böyle olmuş, bütün devrim ve değişimin öncülüğünü aydınlar yapmıştır.

    İlerlemeye dönük değişimin kıvılcımını aydınlar yakar; ancak, toplumsal dönüşümün gerçekleştirilip korunması, yalnızca halkın bu eyleme katılıp kendi öncülerini ortaya çıkarmasıyla olanaklıdır. Yerel örgütlerde yapılacak eğitim çalışmalarının amacı, gerçek halk önderlerini ortaya çıkarmak ve onları ulusal mücadeleye kazanmaktır.

                                                                            *

   Eğitim çalışmalarında, uygulama içinde değişik yöntemler elbette gelişecektir. Bunun için, başlangıçta uygulamaya dönük bir yöntemin ortaya konulması gerekir. Okuma kümelerinin oluşturulması, iyi bir başlangıç yöntemi olacaktır.

   On-onbeş kişiden oluşacak her okuma kümesi, ele alıp inceleyecekleri bir kitap saptayacaktır. Küme üyelerinin tümü, kitabın belirlenen bölümünü (örneğin elli sayfa) okuyup gelecektir. Haftada bir yapılacak toplantılarda, ilgili bölümü her hafta bir kişi sunacak, sunumdan sonra bölüm tartışılacaktır. Toplantının son bölümü, dünya ve ülkedeki güncel olaylar üzerinde görüşmelere ayrılacak, ardından yeni bölüm ve yeni sunucu belirlenerek dağılınacaktır. Kitap bittiğinde yeni kitaba geçilecektir. Çalışmada sunum ve sunucunun önemi, bilgi edinenin bilgiyi ileten haline gelmesidir.   Üyelerin kitle önünde konuşma becerisini geliştirecek bu girişim, onları, düşüncelerini sözcüğe dökme yeteneğine sahip, halka bilgi taşıyan söylevci (hatip) ler haline getirecektir.

   Okuma kümesinde yer alıp bilgisini ve anlatım yeteneğini geliştiren her üye, deneyimini aktaracağı yeni okuma kümeleri oluşturacak, yeni öncüler yetiştirecektir. Başlangıçta sayısal azınlık nedeniyle yavaş gelişecek öncüleşme eylemi, küme sayısı arttıkça ivme kazanacaktır.

YEREL ÖRGÜTLERİN ULUSAL MÜCADELE İÇİNDEKİ YERİ

   Yerel örgütler, halkı örgütleyip içinden gerçek halk önderleri çıkaracağı oranda gücünü arttıracaktır. Örgüt, kitleler içinde ne denli yaygınsa ve güven duyuluyorsa, gücü yenilmezliğe o denli yaklaşıyor demektir. Bilinen bir gerçektir ki, ulusal haklarını savunmak için örgütlü birliğini sağlayan bir halk, o denli büyük bir güç yaratır ki, giriştiği mücadelede onu yenebilecek karşıt bir güç sözkonusu olamaz. Teknolojik olanaklar, mali ve askeri güç üstünlüğü, bu gerçeği değiştirmez.

    Türkiye’de, ulusal hakların yeniden savunulması zorunda kalınmıştır. Başarıya ulaşıp ulus varlığını korumak için, kişi ya da kurum, herkesi içine alan bir mücadelenin verilmesi, emperyalizme karşı direnilmesi gerekiyor. Yaşam Türk insanının önüne, varlığını ve haklarını korumak için bir mücadele dayatıyor; bu mücadele kabul edilmelidir.

                                                                           *

   Yerel örgütler, ulusal mücadelenin bir parçası, halk örgütlenmesinde görev üstlenen özgür, katılımcı ve dayanışmacı sivil bir girişimdir. Ulusal savunma sözkonusu olduğunda, ulusun ortaya çıkaracağı büyük gücün içinde yer alacak bir halk örgütlenmesidir. Olayların gelişimine ve koşullara bağlı olarak, ikili bir işlevi yerine getirecektir.

   Ülke savunmasının askeri mücadeleyi gerektirmediği, siyasi çalışmanın geçerli olduğu dönemlerde, yerel örgütler, dönemin özelliğine uygun olarak siyasi mücadele yürütecektir. Siyasi mücadele demek iktidar mücadelesi demektir, bu ise ancak siyasi parti ile yürütülebilir.

                                                                          *

    Yerel örgütler ülke düzeyinde örgütlenip, yeterli sayı ve nitelikte halk önderlerini ortaya çıkarmışsa, ulusal hakları savunan ve halkı temsil eden bir partinin alt yapısı hazırlanmış demektir.

    Bu parti, oluşumu ve yapısı gereği, var olan partilerden niteliksel bir başkalık içinde olacaktır. Yerel örgütlerde yetişmiş, içinden çıktığı kitleye yabancılaşmamış halk önderleri, ulusal partinin de önderleri olacaktır. Bu parti, küçük kümelerin kurup ilişkiye geçmediği halkı kendisine oy vermeye çağıran bir parti değil, halkın içinden çıkan önderlerin kurduğu ve halkı gerçekten temsil eden, kadroları hazır bir parti olacaktır. Bu parti, halkı doğrudan siyasete katılma olanağına kavuşacaktır.

                                                                       *

    Ülkenin savunulması eylemsel bir durum alırsa, bu işi yüklenecek büyük güç, yani ordu, görevini yerine getirecektir. Silahlı mücadele, yani savaş sözkonusu olduğunda, ulusun görünen ve görünmeyen bütün güçlerinin devinim (hareket) e geçmesi kaçınılmazdır. Savaş, yalnızca ordunun değil, onun öncülüğünde bütün milletin yürüttüğü, yaşamsal bir eylemdir. Ulusun tümü dolaylı da olsa bu eyleme katılır, katılımın yarattığı halk gücü, yürüttüğü mücadelede orduya katkı ve destek sağlar.

    Halk içinde örgütlenerek onun güvenini kazanan yerel örgütler, savaş döneminde, ordunun gereksinimini karşılamada görev alacak, halkın katılım ve desteğini sağlayacaktır. Dönemin gerekli kıldığı güç görevi yerine getirirken, göstereceği özveriye halk içindeki gücünü ve saygınlığını arttıracaktır. Çetin mücadeleler içinde olgunlaşıp yetkinleşen halk önderleri, kurtuluştan sonra devleti halk için yöneten kadrolar olacaktır.

                                                                                                                           Ağustos 2007 

NOT: Haftaya “Cumhuriyet Karşıtı Demokratlar” bölümü ile devam edilecektir.

 

D U Y U R U L A R

BASIN AÇIKLAMALARI

 

E T K İ N L İ K L E R

B A S I N D A   B C P

 
Copyright © 2012 Bağımsız Cumhuriyet Partisi ---- 4 - YEREL ÖRGÜTLER KURULMALIDIR . Site Tasarımı : Bilgivesevgi Web Tasarım Hizmetleri
Template Joomla 1.7 by Wordpress themes free